Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat

Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat Nedir? Bir insanı bilerek öldürme ya da yaralama suçunun işlenmesi kasti bir şekilde işlenen suçlardandır. Davanın görülmesi ceza mahkemelerinde gerçekleşir. Suçun işlenmesinde uygulanan şiddete ve davranışlara göre alınan cezaların boyutu da değişir. Suçlulara karşı vatandaşların maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunur. Asliye Muhkemleri’nde tazminat davaları açılır. Davanın açılması için mahkemeye olayla ilgili belgeler ya da raporlar sunularak olayın dillendirilmesi sağlanır. İnsanları yaralama suçu vatandaşların sandığının aksine küçük durumlarda da suç olarak sayılır. Bu sebepten dolayı kendilerine zarar veren kişilere karşı hakların savunulması gerekir.

Suçu İşleyen Kişilere Hangi Cezalar Verilir?

İşlenen suçlarda alınan cezalar olayın boyutuna ve yarattığı fiziksel hasara göre farklılık gösterir. Kimi vakalarda insan vücudunda hayatları boyunca geçmeyecek izler kalırken kimi vakalarda ise böyle bir durum söz konusu olmaz. Olayların boyutlarının ve zararlarının artması halinde verilen cezalar 16 yıla kadar uzar. Böylece suçu işleyenler gereken sürede hapis cezalarına çarptırılır.

Manevi Tazminat Açılabilir Mi?

Kasten yaralanma sonucunda manevi tazminat talebinde bulunmak isteyenler başvurularını Asliye Hukuk Mahkemeleri’ne yapabilir. Davanın açılması ile birlikte inceleme süreci başlar. Davanın sonuçlanması için kesin bir tarih verilmez. Bu tarihin belirlenmesinde mahkemenin yoğun olup olmaması ya da olayın detaylı bir şekilde incelenmek zorunda olunup olunmaması gibi dış etkenler etkilidir. Davanın kazanılmasının ardından vatandaşlar yaşadıkları kayıplar ile ilgili talepte bulunabilir. Bu taleplerin sebepleri arasında yaşanılan fiziksel mağduriyet, kişinin ruhsal olarak olumsuz yönden etkilenmesi ve aynı zamanda çevresindeki yakınlarının ve ailesinin olay sonucunda olumsuz bir şekilde etkilenmesi yer alır. Bütün bu durumlar ve diğer durumlar değerlendirilerek mahkeme tarafından kararı verilen tazminatın ne kadar olacağı ortaya çıkar. Bu miktarın belirlenmesinde aynı zamanda davalı ve davacının ekonomik durumları da göz önünde bulundurulur. Bunun yanı sıra sosyal hayat şartları da tazminat miktarını etkiler.

Dava Açılması İçin Sınırlanan Süre Nedir?

Birçok davada hak talep edilebilme ve dava açılabilme için olayların üstünden belirli bir zamanın geçmemesi gerekir. Tazminat davalarında da bu durum söz konusudur. Yaralanma durumunu yaşayanlar suçu işleyenlerin belirlenmesi durumunda olay üzerinden 8 yıl geçmeden tazminat davası açabilir. Bu 8 yılın geçmesinin ardından herhangi bir hak talep etme durumu biter.  Dava ile ilgili belirlenen süre hem maddi hem de manevi tazminat davaları için geçerlidir. Vatandaşlar manevi tazminat davasının yanında yaşadıkları olaydan dolayı uğramış oldukları kayıplara karşı maddi olarak da tazminat davası açma hakkına sahiptir. Mahkeme tarafından yapılan incelemelerin ardından maddi kayıplar belirlenir ve alınacak tazminat miktarı ortaya çıkar. Bu haklar olayın üzerinden 8 yıl geçmeden talep edilmelidir. Dava süreci ile ilgili daha detaylı bilgilere Asliye Hukuk Mahkemeleri’nden ya da avukatlardan bilgi alınarak ulaşılabilir.

Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat

TAZMİNAT DAVASI GENEL KURAL

Tazminat davalarında tazminat talebinde, Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.  Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

YARGITAY: YARALAMA NEDENİYLE MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu  ESAS Kararı

ÖZET: Yerel Mahkemece, maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; yerel mahkemece, “bozma ilamında belirtilen maluliyet raporunun kararda dikkate alınmadığı, daha önce verilen kararda daimi sakatlık nedeni ile herhangi bir tazminata hükmedilmediği, davacı vekili alınan rapora itiraz etmediği gibi verilen kararı da temyiz etmediği, tedavi ve yol giderlerine hükmedebilmek için davacının daimi sakatlık oranını belirleyen rapor alınmasına ihtiyaç bulunmadığı” gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; davacının işgöremezlik oranının tespiti için Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınması gerekip, gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından, bilirkişi raporunda davacının geçici işgöremezlik zararı hesaplanmış ise de, davacının dava dilekçesinde buna ilişkin bir tazminat istemi bulunmadığı gibi, mahkemece de bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece verilen ilk karar davacı tarafından değil, davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Buna göre, mahkemenin yukarıda belirtilen maddi olguları gözetmek suretiyle, maddi ve manevi tazminata hükmederken, davacının geçici işgöremezlik oranının tespiti için Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınmasına gerek görmemesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, yukarıda açıklanan hususları gözeterek, araştırmaya yönelik Özel Daire bozma ilamına karşı önceki kararda direnmesi usul ve yasaya uygundur. Ne var ki, bozma nedenine göre, işin esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daire’ye gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.HUKUK DAİRESİ’NE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK’un 440/III-(1).maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.02.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay Kararı – Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat

YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas Kararı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.02.2012 gün ve 123234 sayı ile; “5237 sayılı TCK’nun 44. maddesi ‘İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır’ hükmünü içermektedir. Ancak bu hüküm 5237 sayılı TCK’na vazedilirken mülga 765 sayılı TCK’ndaki 79. maddedeki ‘İşlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlâl eden kimse o ahkâmdan en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırılır’ düzenlemeden daha farklı bir biçimde belirlenmiştir, eski yasada işlenen fiil kanundaki tanıma uygun olduğu takdirde suç oluşturmaktaydı, suç oluşturan fiil, ceza kanununa aykırı veya ceza kanununu ihlal eden fiil değildir, aksine davranış normlarına ve dolayısıyla kişinin yükümlülüklerine aykırı bir fiildir. Bu anlamda artık yeni bir uygulama yerleştirilmesi kanun koyucunun da iradesine uygun olacaktır. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için hedefte sapma konusunun irdelenmesi gerekmektedir,

Yeni TCK’nda, mülga 765 sayılı TCK’nun 52. madde de düzenlenen ‘Bir kimse bir hata veya sair bir arıza yüzünden cürmü kasdettiği şahıstan başka bir şahsın zararına işlemiş olursa cürümden zarar gören kimsenin sıfatından neşet eden ve cezayı şiddetlendiren esbab faile tahmil olunmaz. Belki cürüm kastolunan şahsa karşı işlenmiş gibi telakki olunarak fail, cürmün tazammun edebileceği esbabı muafiyeden istifade eder’ şeklindeki hedefte sapma ile ilgili olarak özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Hedefte sapma halinde bir yanılgı sözkonusu değildir. Hareket, neticesini istenen konu üzerinde değil, sapma sonucu bir başka konu üzerinde gerçekleştirmektedir. Sapma halinde konular farklı nitelikte olabilir. Meselâ, camı kırmak için atılan taş, A’ya isabet eder, cama değmez ama kişi yaralanır. Bu durumda kişiyi teşebbüs aşamasında kalmış mala zarar verme suçundan ve ayrıca olası kastla ya da taksirle gerçekleştirdiği yaralama suçundan dolayı sorumlu tutmak gerekecektir. Konular aynı niteliktede olabilir. Mesela A öldürülmek istenirken mermi sekmesi sonucu B ölmüştür. Bu durumda kişiyi A açısından teşebbüs aşamasında kalmış kasten öldürme suçundan ve ayrıca B açısından tamamlanmış öldürme suçundan dolayı sorumlu tutmak lazımdır, ancak hedefte sapma sonucu meydana gelen ölümden dolayı faili sorumlu tutarken bu ölümle alakalı olarak olası kastla mı yoksa taksirle mi hareket ettiğinin araştırılması gerekir.

Failin, belli bir şahsı veya bir cismi ya da yeri hedef alarak silahla ateş ederken veya bir cisim fırlatırken, silahtan çıkan kurşunun veya fırlattığı cismin hedef aldığı şeyin yanında bulunan bir başka şeye isabet ederek onun ölümüne, yaralanmasına veya zarar göreceğine neden olabileceğini muhtemel addettiği durumlarda iki farklı suçtan da cezalandırma yoluna gidilecektir. Aksine bir anlayış içerisinde birçok eylem hakkında fikri içtima hükümleri uygulanması gerekecektir. Bazı durumlarda da fiilin işlenişiyle kastedilen neticenin yanında başka bir netice daha gerçekleşmiş olabilir. Mesela camı kırmak için fırlatılan taş, camı kırdıktan sonra içeride oturan şahsı da yaralar, işte bu olayda da mala zarar verme suçunun yanı sıra kasten yaralama suçuda işlenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığı altında yerel mahkemenin somut olayla ilgili olarak iki ayrı suç olarak kabulü sonucu hüküm tesisi yerinde iken, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararı, fikri içtima hükümleri uygulanması gerekir düşüncesi ile bozması yerinde değildir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.03.2013 gün ve 8285-4333 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Yerden aldığı parke taşını katılanın arabasının arka camına doğru atan sanığın eylemi sonucunda, camın kırılmasına ve içeri düşen taşın arabanın ön koltuğunda oturan mağdurun kafasına isabet ederek yaralanmasına neden olduğu somut olayda, sanığın katılanın arabasına taş atması eyleminin tek fiil olduğu ve bu suretle, tek olan eylem sonucunda hem katılana karşı mala zarar verme suçunun, hem de mağdura karşı yaralama suçunun meydana geldiği sabit olup bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinin uygulanması ve meydana gelen suçların en ağırından ceza verilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, sanığın mala zarar verme ve yaralama suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından, sanığın durumunun TCK’nun 44. maddesi uyarınca farklı neviden fikri içtima hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE.

4 SORULAR

  1. TUNGA KIRIMLIOĞLU dedi ki:

    Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat Konuyla ilgili bilgi verirseniz ona göre bir yol izlemek isterim teşekkür ederim iyi çalışmalar.

  2. GAMZE ŞENVER dedi ki:

    Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat Davada zaman aşımı süresi var mı? Dava zaman aşımı süresini belirtirseniz sevinirim..

  3. İLKAY SAVCI dedi ki:

    Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat Bu davaların konusunda, zarar görmem nedeniyle maddi ve manevi tazminat Nasıl isterim..

  4. AKİF KİTAPÇI dedi ki:

    Yaralama Nedeniyle Maddi Tazminat bu konu hakkında geri dönüş yaparsanız sevinirim iyi çalışmalar.

AVUKATA SORU SORUN

Bize Ulaşın




[recaptcha]

BİZE ULAŞIN

İletişim Bilgileri