İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı

İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı

İşçinin çalıştığı işyerinde, SGK dışarıdan bir etki veya herangi bir olayla ilgili olmaksızın sigortalıların işyerinde gerçirdiği bir kalp krizi vaya başka bir hastalık nedeniyle vefat etmesi durumunda sigortalı işçinin ölümünü İŞ KAZASI olarak kabul etmemekte idi. Ancak SGK son dönemde işçinin ve hak sahiplerinin mağduriyetlerinin önüne geçmek amacıyla bu görüşünde vazgeçmiştir. Bu görüşle işyerinde klap krizi geçirmesi nedeniyle ölen sigotalının eş ve çocuklarıyla, anne ve babalrına ölüm geliri bağlanması söz konusu olabilir.

SGK bu kararına karşı Yargıtay karralarında da kalp krizinin, dıştan gelen bir etki sonucu işçinin geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu vafat etmesi iş kazası olarak kabul edilmemekteydi. Ancak aşağıda tam metnini vereceğimiz Yargıtay hukuk genel kurulu kararında sigortalının işyerinde kalp krizi geçirip vefat etmesini iş kazası olarak kabul edilmiştir.  Ayrıca Yargıtayca iş kazasında, sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet ( nedensellik ) bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet ( nedensellik ) bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.

İş kazası tazminat davası nedir, iş kazası tazminat nasıl hesaplanır, iş kazası tazminat davaları nasıl nerede açılır konuları hakkında iş kazası tazminat sayfamızda geniş bilgi alabilirsiniz.

YARGITAY KARARI: İŞYERİNDE KALP KRİZİ İŞ KAZASI SAYILIR MI

T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas:  2004/21-529 Karar: 2004/527 Karar Tarihi: 13.10.2004

İŞ KAZASI – ZARARLANDIRICI SİGORTA OLAYI – SİGORTALININ İŞYERİNDE ÇALIŞMAKTA İKEN KALP KRİZİ GEÇİREREK ÖLÜMÜ – KALP KRİZİ SONUCU ÖLÜM

ÖZET : Sigortalının, iş yerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirerek ölümü, 506 sayılı Yasanın 11. maddesinde gösterilen “sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelme” haline uygun bir olay olduğu gibi; aynı maddede düzenlenen “işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelme” haline de uygun olup; iş kazası sayılması gerekir. Maddede, başkaca bir şart ya da kısıtlamaya yer verilmemiş olduğundan, yasada olmayan bir kısıtlamanın yorum yoluyla getirilmesine de olanak yoktur. (506 S. K. m. 11)

Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 11-A maddesidir. Anılan maddeye göre, iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. Başka bir anlatımla yukarıda sözü geçen Yasanın 11 -A-a ve b maddelerine göre, zararlandırıcı sigorta olayının sigortalının işyerinde bulunduğu ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla işverenin emrinde meydana gelmesi halinde, iş kazası sayılmasında yasal zorunluluk olduğu açıktır. Dava konusu olay davacının elektrikçi olarak görevini yürüttüğü ve işyerinde bulunduğu sırada meydana gelmiştir. Davacı işyerine ait lokalde elektrik arızasını gidermek için görevli olarak bulunduğu sırada kalp krizi neticesi ölmüştür. Bu durumda meydana gelen olayın iş kazası sayılmasında yasal zorunluluk olduğu açık iken, mahkemece; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden alınan rapor gerekçe gösterilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: 1. Davalı SSK vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece değerlendirilip, temyiz istemi reddedildiğinden direnme kararını temyizde hukuki yararı yoktur. Bu nedenle temyiz dilekçesi reddedilmelidir.

2. Davacı vekilinin temyizine gelince;

Ölenin sigortalı işçi olduğu ve zararlandırıcı sigorta olayının işyerinde ve işverence verilen işin yapılması sırasında gerçekleştiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.  Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işyerinde çalışma sırasında meydana gelen kalp krizi sonucu ölümün iş kazası olarak kabulünün olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Çekişmenin çözümlenmesi için, öncelikle, hangi olayın iş kazası olduğunun saptanmasında başvurulacak yasal dayanakların ve uygulanacak ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır. Hemen ifade edilmelidir ki, “iş kazası” yasada tanımlanmamış; ancak bir kazanın hangi “hal ve durumlarda” iş kazası sayılacağı “yer ve zaman” koşullarıyla sınırlanarak belirtilmiştir.

İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı – İş Kazası Nedir

Konuya ilişkin yasal düzenleme, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “İş Kazası ve Meslek Hastalığının Tarifi” başlıklı 11. maddesinde yer almakta ve bu maddenin iş kazasına ilişkin ( A ) fıkrasında aynen;

“A ) iş kazası aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.

a ) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b ) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,

c ) Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d ) Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e ) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında …”  Denilmektedir.

Açıklanan bu madde hükmüne göre, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.  Gerek uygulama ve gerek öğretide açıkça kabul edildiği ve madde metninden de anlaşıldığı üzere bu maddede sayılan haller örnekleme niteliğinde değil, sınırlayıcı niteliktedir. Bu hallerden birine girmeyen sigorta olayı iş kazası sayılamaz. Sayılan bu hallerin birlikte gerçekleşme koşulu bulunmayıp, herhangi birinin gerçekleşmiş olması gerekli ve yeterlidir.

Eş söyleyişle, iş kazası hukuksal nitelikte bir olay olup, bu olayın yukarıda açıklanan yasa maddesinde sınırlandırılan ve belirtilen hallerden herhangi birinin oluşmasıyla ortaya çıkması gerekir. 

Yeri gelmişken, iş kazasının unsurları üzerinde de kısaca durulmalıdır. Bunlar şöyle sıralanabilir: Kazaya uğrayan 506 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılmalı; bu sigortalı bir kazaya uğramalı ve uğranılan kaza 506 sayılı Kanunun yukarıda ayrıntısı açıklanan 11. maddesinin ( A ) fıkrasında sayılan hal ve durumlardan birinde meydana gelmeli; sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan bir olay biçiminde gerçekleşmeli; bu olay ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun illiyet ( nedensellik ) bağı bulunmalıdır.

Hemen ifade etmek gerekir ki, yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet ( nedensellik ) bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet ( nedensellik ) bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.

Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması yada ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir.

Somut olayda da; ölen sigortalı-işçi, bir başka işçi ile birlikte işyeri kapsamındaki işçi lokalinin tesisatını gözden geçirme ve tamir için görevlendirilmiş; burada verilen işi yapmakta iken diğer işçinin malzeme alımı için ayrıldığı bir sırada bayılarak yere düşmüş ve ambulansla hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetmiştir. İşverence iş kazası bildirimi yapılmamış, hastanece doldurulan istatistik formunda sigortalının ölüm nedeni miyokard enfarktüs olarak gösterilmiştir. Davalı Kurum da, ölenin hak sahiplerinin iş kazasına yönelik istemlerini reddetmiştir. Ne var ki, bir olayın kurum ya da işveren açısından iş kazası olarak kabul edilmemiş olması, harici etkenlerle veya aniden ortaya çıkıp çıkmaması, yasanın açık hükmü karşısında olayın iş kazası sayılmamasını gerektirmeyecektir. Zira; yasada açıkça ifade edildiği üzere, zararlandırıcı sigorta olayının, yasada sayılan hal ve durumlardan herhangi birisinde gerçeklemiş olması, gerekli ve yeterlidir.

Daha açık ifadeyle; sigortalının, işyerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirerek ölümü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 11. maddesinin ( A ) fıkrasının ( a ) bendinde gösterilen “Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelme” haline uygun bir olay olduğu gibi, aynı maddenin ( b ) bendinde yer alan “işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelme” haline de uygun olup; iş kazası sayılması gerekir. Maddede, başkaca bir şart ya da kısıtlamaya yer verilmemiş olduğundan, yasada olmayan bir kısıtlamanın yorum yoluyla getirilmesine de olanak yoktur.  Mahkemece, yukarıda ve bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak ve olay iş kazası sayılmak gerekirken, aksine düşüncelerle, olayı iş kazası saymayan rapor gerekçe alınarak önceki kararda direnilmesi ve davanın reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç:  1. Davalı SSK vekilinin temyiz dilekçesinin yukarıda ( 1 ). bentte açıklanan nedenlerle reddine, harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda ( 2 ). bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

YARGITAY KARARI: İŞYERİNDE KALP KRİZİ İŞ KAZASI SAYILIR MI

T.C. YARGITAY 21.Hukuk Dairesi Esas:  2014/1529 Karar: 2014/10886 Karar Tarihi: 15.05.2014

TAZMİNAT DAVASI – UZMAN OLAN KARDİYOLOG VE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ UZMANLARINDAN OLUŞAN 3 KİŞİLİK BİLİRKİŞİ HEYETİNDEN KUSUR RAPORU ALINIP SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREĞİ – HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Yapılacak iş, işyeri hekimliği, iş sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan kardiyolog ve iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden kusur raporu almak, verilen raporu dosyadaki bilgi ve belgelerle değerlendirerek çıkacak sonuca göre karar vermektir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (4857 S. K. m. 77) (6331 S. K. m. 4, 5, 10, 37) (6098 S. K. m. 417) (YHGK 09.10.2013 T. 2013/21-102 E. 2013/1456 K.) (YHGK 20.03.2013 T. 2012/21-1121 E. 2013/386 K.)

Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; vefat eden sigortalının davalıya ait işyerinde olay günü koli indirme-bindirme görevi yaptıktan sonra saat 21.00 sıralarında gece bekçiliği yapmak üzere iş yerine gittiğinde gece 01.30 sıralarında kalp krizi geçirerek vefat ettiği, kesinleşen Bursa 5. İş Mahkemesi’nin 2006/468 Esas, 2007/1260 Karar nolu Kararı ile olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği, belirtilen dosyadaki ihbar olunanların eldeki bu davada davalı tarafı oluşturdukları, belirtilen dosyada hükme esas alınan 09.07.2007 tarihli bilirkişi raporunda…………Tic. Ltd. Şti. Yetkilerinin % 80, kazalının % 20 oranında kusurlu bulunduğu, eldeki bu davada aldırılan 11.07.2007 tarihli Kardiyoloji uzmanı tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, davalı işverenin davacının bu hastalığından haberi olmadığından hareketle ölümün iş yerinden kaynaklanmadığı, kazalı Hakan Garip’in daha önceden var olan koroner arter (kalp damar) hastalığına bağlı olarak kalp krizi geçirdiği ve bunun doğal sonucu olan dolaşım durması sonucu öldüğü sonucuna varıldığı, ATK 1. İhtisas Kurulu’nun 29.09.2010 tarihli kararında 06.02.2004 tarihinde 05.00-17.00 saatleri arasında aralıksız çalıştıktan sonra aynı gün 19.30’da tekrar işe çağrıldığı ve 21.00 sularında gece bekçiliği yapmak üzere iş yerine gittiği ve 07.02.2004 günü saat 01.30 sıralarında iş yerinde öldüğü bildirilen kişinin ölmeden önce belli bir hastalığı bulunduğunu gösterir tıbbi belge ve bulgu mevcut olmadığı, bu nedenle kişinin ölümünden işverenin sorumlu tutulamayacağı sonucuna varıldığı, 18.11.2011 tarihli iş güvenliği uzmanı makine mühendisi, avukat ve lardiyoloji uzmanından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyet raporunda ölenin olay günü Ağır ve Tehlikeli işler Yönetmeliğine aykırı şekilde sağlık raporu olmadan ve periyodik muayene yaptırılmadan ve yine günlük çalışma süresini aşan bir şekilde çalıştırıldığı ve bunun geçirilen kalp krizinde etkili olup olmadığının olduysa bunun etki oranının dosya kapsamından tespit edilemediğinin, ancak yasaya aykırı çalışma koşullarının kalp krizi geçirilmesinde etkili olabileceği ihtimalinin varlığı düşünüldüğünde yasaya aykırı tutum ve davranışları olan işveren ……….Tic. Ltd. Şti.nin de olayda sorumluluğunun olduğunun heyetçe düşünüldüğünün ve illiyetin varlığına ilişkin kesin bir tespit yapılamadığının belirtildiği, ATK Genel Kurul’un 15.11.2012 tarihli kararına göre kalp hastalığı sonucu ölümün meydana geldiğinin tespit edildiği dikkate alındığında kronik kalp hastası olan kişilerde çalışma koşullarının uzun süre fiziksel aktivite, stres, uykusuzluk, aşırı yorgunluk gibi faktörlerin ölümü tetikleyebileceğinin tıbben bilindiği ancak kişinin ölmeden önce kalp hastalığı olduğuna ait herhangi bir tıbbi belge bulunmadığı, kişinin ölümünde işverenin sorumluluğunun Mahkeme tarafından değerlendirilmesinin uygun olduğunun belirtildiği, ve yine davacılar vekili tarafından sunulan Kurumun davacı olduğu rücuen tazminat davasında aldırılan 02.12.2013 tarihli kusura ilişkin bilirkişi raporunda ……….. Ltd. Şti.ne % 40 oranında kusurlu bulunurken % 60 kusurun kimsaya izfe edilmediği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun’un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

İŞVERENİN GENEL SORUMLULUĞU NELERDİR

Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesinde: “İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.

ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.

d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

a)Risklerden kaçınmak,

b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,

c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,

ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,

d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,

e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,

f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,

g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,

ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir( Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).

Anılan düzenlemeler uyarınca davanın yasal dayanağı; 6331 sayılı Kanun’un 37’nci maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılan ancak zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği 07.02.2004 tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesidir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, 4857 sayılı Kanun’un 77. maddesi uyarınca, işverenler iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumluluklar konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Anılan madde ile, işverenlere, işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramından kapsamlı olarak, her türlü önlemi almak yanında, bir anlamda objektif özen yükümlülüğü de öngörülmektedir. Bu itibarla işverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan sarfınazar etmesi kabul edilemez.

Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.

İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği sorunu, öğretide ve uygulamada zaman içerisinde farklı görüş ve uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Yargıtay’ın önceki kararlarında da benimsediği bir görüşe göre, işverenin bu açıdan sorumluluğu kusura dayanmaktadır. Çünkü İsviçre ve Türk Hukuk Sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesi ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.

Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.

Somut olaya gelince, davacı eşin kolluk kuvvetlerine verdiği ifadede eşinin tansiyonun bazen yükseldiğini belirtmesi, davalı İncirli Gıda Paz. Dağ. San. Ve Tic. Ltd. Şti.nin ortağı ve müdürü sıfatı ile İbrahim Sofuoğlu’nun Kurum Müfettişine verdiği ifadede kazalının 06.00-15.00 saatleri arasında çalıştığını ve gece 21.00’da tekrar iş başı yaptığını belirtmesi ve yukarıda belirtilen hususlar karşısında, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda bilirkişiler, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır.

Dosyadaki belgeler, yapılan işin niteliği, çalışılan işyeri ortamı ile olayın çözümünün tıbbi bilgiyi gerektirdiği nazara alındığında, alınan kusur raporunun yetersiz olduğu giderek hükme esas alınacak nitelikte olduğu söylenemez. Yapılacak iş, işyeri hekimliği, iş sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan kardiyolog ve iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden kusur raporu almak, verilen raporu dosyadaki bilgi ve belgelerle değerlendirerek çıkacak sonuca göre karar vermektir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davacı tarafın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına..

 

5 SORULAR

  1. SONAY YUMRUTAŞ dedi ki:

    İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı Dava ve avukat masrafları konusunda bilgi verebilir misiniz?

  2. SUDE KARAPINAR dedi ki:

    İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı Bu dava için gerekli belgeler nelerdir..

  3. HAMDİYE HAZAR dedi ki:

    İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı Merhabalar. Garip bir durumumuz var size danışmak istiyorum.

  4. OSMAN KARAKAŞ dedi ki:

    İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı Bu davanın sonuçlanması ve süresini merak ediyorum..

  5. SEVCAN KOCABIYIK dedi ki:

    İşyerinde Kalp Krizi iş Kazası Sayılır Mı Sayın avukat Mevcut davanın açma şartları nelerdir.?

AVUKATA SORU SORUN

Bize Ulaşın




[recaptcha]

BİZE ULAŞIN

İletişim Bilgileri