Ssk Cezaevi Borçlanması

SSK Cezaevi Borçlanması: Cezaevi sürelerinin SGK borçlanması halinde kişiler, cezaevinde tutuklu kaldıkları süreler ve gözaltında kaldıkları süreler için geçerli olmaktadır. Tutuklu kalınan süreler için geriye dönük borçlanma yapılarak emeklilik hakkı elde edilebilmektedir. Cezaevinde geçirilen süreler için SSK borçlanmasının yapılabilmesi için belirli şartların oluşması gerekmektedir. Kanunlarımızda hapis cezası ve gözaltı süreleri için SGK borçlanmasının yapılması ön görülmüştür. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında, kısa vadeli sigorta kollarında tutuklu olarak geçirilen süreler dikkate alınmamaktadır.

Herhangi bir nedenle cezaevine giren veya tutuklu kalan kişinin geriye dönük SGK borçlanması yapması mümkündür. Benzer şekilde geriye dönük borçlanma için belirli bazı şartların oluşması gerekmektedir.

Tutukluluk Hali Dışında Borçlanılan Süreler Nelerdir?

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında tutukluluk haricinde kişilerin geriye dönük borçlanacağı süreler düzenlenmiştir. Söz konusu kanuna göre tutukluluk dışında borçlanılan süreler;

  • Ücretsiz doğum veya analık izni
  • Er, erbaş olarak silahaltında olmak veya yedek subay okulunda geçen süreler
  • Sigortasız olarak avukatlık stajı ile geçen süre
  • Sigortasız olarak doktora veya tıpta uzmanlık eğitimi için yurt dışında geçen süreler
  • Sigortalı olarak cezaevinde geçen süreler ve gözaltı süreleri
  • Grev ve lokavtta geçen süreler
  • Fahri asistanlık için geçen süreler

Geriye dönük sigorta borçlanması için borçlanılacak süreler olarak belirlenmiştir. Cezaevinde ve gözaltında geçen süreler için kişiler söz konusu suçtan beraat etmeleri halinde geriye dönük borçlanabileceklerdir. SGK cezaevi borçlanması kanunen mümkündür. Kişinin tutuklandığı suçtan beraat etmesinin ardından tutuklu geçen süreler için borçlanma yapılabilmektedir.

SSK Cezaevi Borçlanması İçin Nereye Başvuru Yapılır?

Tutukluluk ve gözaltında geçirilen süreler için kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmaları gerekmektedir. Sigortalı olarak tutuklanmış kişileri SGK ilgili birimlerinden; 4/A (SSK), 4/B (Bağ – Kur), 4/C (Emekli Sandığı) başvurularını yaparak kanuni haklarını kullanabilmektedir. Cezaevinde geçen süreler için SGK borçlanması başvurusu sırasında;

  • Adli sicil kayıtları
  • Gözaltı ve tutukluluk süresini gösteren resmi belgeler
  • Başvuru dilekçesi

İlgili birimlere teslim edilmesi gerekmektedir. Başvurusu kabul edilen adayların geriye dönük sigorta borçlanmaları başlamaktadır. Hapishanede geçen süreler için borçlanma mümkündür. Tutukluluğa neden olan suçtan beraat edilmesi halinde başvurular SGK’tan yapılabilmektedir.

Geriye Dönük Borçlanma İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?

Emeklilik için prim günü eksik kişilerin geriye dönük borçlanma yaparak emeklilik hakkı kazanması mümkündür. Bunun için kanunlarımızda bazı şartlar ön görülmüştür. SGK geriye dönük borçlanma için aranan şartları;

  • En az 1800 prim gününe sahip olmak
  • Emeklilik için yaş şartının sağlanması
  • Geriye dönük borçlanma için gerekli diğer şartlara sahip olmak

Başlıca şartlar arasında yer almaktadır. Cezaevinde geçen süreler için kişilerin sigorta borçlanması yapmaları mümkündür. Bunun dışında kanunlarımızda birçok farklı süre için geriye dönük borçlanma hakkı tanınmıştır.

Ssk Cezaevi Borçlanması

Ssk Cezaevi Borçlanması ile ilgili yazımızda açıklamalarla birlikte yargıtay kararına yer verilmiştir.

YARGITAY KARARI: SSK CEZAEVİ BORÇLANMASI

TUTUKLULUKTA GEÇİRİLEN SÜRENİN BORÇLANILABİLECEĞİNİN TESPİTİ İSTEMİ – TUTUKLU OLARAK YARGILANDIĞI VE MAHKUM OLDUĞU CEZA DAVASI KARARININ TEMYİZİ SAFHASI – BERAAT HÜKMÜ – HÜKMÜN ONANMASI GEREĞİ

ÖZET: Dava, muris kocanın tutuklulukta geçirdiği sürenin borçlanılabileceğinin tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda; tutuklu olarak yargılandığı ve mahkum olduğu ceza davası kararının temyizi safhasında; vefat etmesi nedeniyle mahkumiyet kararı kesinleşmeyen ve bu durumda hakkında açılan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilen davacının murisi A.’ın, olması gerektiği sonucuna ulaşılan suçsuzluk halinin hukuki nitelik olarak, sosyal güvenlik ilkeleri ışığında, yukarıda kanun maddesinde belirtilen hükmünde değerlendirilmesi ve bu yönde davaya konu tutuklu kaldığı sürelerin borçlanılmasının mümkün olduğunun; aksinin idari ve adli olarak suçsuzluk karinesinin ihlali anlamı geldiğinin belirgin bulunmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir. (AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 15, 38) (5510 S. K. m. 41, 82) (YHGK. 18.05.2011 T. 2011/10-311 E. 2011/322 K.)

Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle; 26.08.1988 – 02.07.2003 tarihleri arasında 326 gün 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı olan ve 19.07.2007 tarihinde ölen muris koca A.’ın, 04.05.2006 – 19.07.2007 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve mahkumiyetle sonuçlanan ceza davasının temyiz incelemesi yapılan safhasında (ölümü nedeniyle) Yargıtay tarafından 29.04.2008 tarihinde ortadan kaldırma kararı verildiği anlaşılmaktadır.

01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren, sigortalıların borçlanabileceği süreler başlığını taşıyan 5510 sayılı Kanunun 41. maddesi ile, sosyal güvenlik mevzuatımızda daha önce var olan yurtdışı hizmet borçlanması, askerlik borçlanması ile grev ve lokavtta geçen sürelerin borçlanması haklarına ek olarak yeni borçlanma hakları getirilmiştir. Bunlardan birisi olarak, anılan madde;

Öte yandan, ceza yargılamasındaki amaç, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Fakat, ceza yargılamasında maddi gerçek ne pahasına olursa olsun araştırılmamakta, bu faaliyetin yargılama kurallarına uygun olarak insan hakları ihlal edilmeksizin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda ceza yargılamasında maddi gerçeğin araştırılması, sanık hakları olarak da nitelendirilen bir takım ilkelerle sınırlandırılmış olup, sanığa verilen kanunların tanıdığı hak ve yetkilerin gereği gibi kullanılabildiği bir süreç sonunda ulaşılan gerçeğe değer verilmektedir.

Sanık haklarından birisi olan suçsuzluk karinesi, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu olarak kabul edilmemesini ifade eder. Bazen suçsuzluk karinesi, bazen de masumluk karinesi olarak isimlendirilen bu kavram; 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 11/1. maddesinde, ve 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 6/2. maddesinde, düzenlemelerinde yer edinmiştir. Türkiye, 1948 tarihli Bildirge ve 1950 tarihli Sözleşme’ye taraftır. Suçsuzluk karinesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş ise de, 1982 Anayasası’nın 38/4. maddesinde, şeklinde, yasama, yargı ve yürütmeyi bağlayan ilke olarak mevzuatımızdaki yerini almıştır.

Karine, hukuk dilinde bilinenden bilinmeyeni çıkarmaya yarayan hukuki istidlallere (Bir konuda kanıtlara dayanarak sonuç çıkarma) verilen isimdir. Başka bir deyişle karine, bir hüküm vermek için denilen faaliyetin daha önceden benzer olaylar dolayısıyla yapılması ve gelecekteki bütün olaylarda uygulanacak mücerret sonucun önceden çıkarılmasıdır. Karine, vicdani kanaate ulaşmada veya ispat işleminde başvurulan bir durumdur. Suçsuzluk karinesinde ise, böyle gerçeğe uygun ya da sabit olduğu kabul edilen bir olaydan başka bir olayın varlığı sonucuna ulaşılması söz konusu değildir. Suçsuzluk karinesi, kişinin suçsuz olduğu varsayımı ile hareket edilmesini gerektiren temel bir haktır. Suçsuzluk karinesi, geleneksel bir hukuk ilkesi olmasının dışında, hukuk devleti anlayışının doğal bir sonucu olarak da kabul edilmektedir. Karinenin, insan haklarına saygı prensibi çerçevesinde içeriği belirlenmeli ve sının çizilmelidir. Suçsuzluk karinesi, manevi sorumluluk esasına dayanan maddi ceza hukukunun sonucu olarak değerlendirilmelidir. İnsana saygı düşüncesinden kaynaklanan suçsuzluk karinesinin hukuki niteliği, suçlu sayılmamanın diğer anlamı olarak masum sayılma kabul edilmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre de, suçsuzluk karinesinin etkisi ceza davasının yalnızca sonucuyla sınırlı değildir. Suçlama anından itibaren yargılama faaliyetinin tüm aşamalarında ve tüm resmi makamlar önünde geçerlidir. Suçsuzluk karinesi, davanın esasına girilmediği durumlarda ve asıl dava ile bağlantılı diğer davalarda da geçerlidir. Mineli/İsviçre davasında, yerel mahkeme davayı işin esasına girmeden zamanaşımı nedeniyle düşürmüş, fakat mahkeme giderlerinin davalı tarafından (AİHM önünde davacı) ödenmesine hükmetmiştir. Yerel mahkeme kararını davalının ve mahkum olacağı öngörüsüne dayandırmıştır. AİHM ise, bu öngörünün muhtemel bir kusurluluk kabulü olduğunu, IHAS 6/2. maddenin ceza davasının tamamında uygulanması gerektiğini vurgulayarak taraf devleti mahkum etmiştir. Aynı şekilde, I ve C/İsviçre olayında da, İsviçre yerel mahkemesi davayı zamanaşımı nedeniyle düşürmüş ve fakat davalının ve <ısrarcı bir şekilde kanunu ihlal eden> bir kişi olduğundan bahisle dava masraflarını ona yüklemiştir. AİHM olayda suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM’e göre, masumiyet karinesi sadece bir yargıç veya mahkeme tarafından değil, başka kamu makamları tarafından da çiğnenebilir. 29 Aralık 1976 tarihli basın toplantısı yapıldığında, Bay Allenet de Ribemont polis tarafından henüz gözaltına alınmıştı, her ne kadar o anda uluslararası bir cinayete yardım ve yataklıkla itham edilmemiş olsa bile, polis tarafından gözaltına alınması ve gözaltında tutulması, Paris sorgu yargıcının birkaç gün Önce başlatmış olduğu soruşturma kapsamındaydı ve bu durum kendisini 6/2. madde çerçevesinde bir kişi haline getiriyordu. AİHM (basın toplantısı sırasında) Fransız polisinin en üst rütbeli bazı görevlilerinin Bay Allenet de Ribemont’dan, hiçbir kayıt ya da kısıtlama getirmeksizin, bir cinayetin azmettiricilerinden biri, dolayısıyla da o cinayetin suç ortağı olarak söz ettiklerini hatırlatır. Bu bariz biçimde başvurucunun suçlu olduğuna dair bir beyandır. Bu beyan, öncelikle, kamuoyunun bu kişinin suçlu olduğuna inanmasına katkıda bulunmuştur; ayrıca, yetkili yargı mercinin gerçekleri değerlendirmesi konusunda bir önyargı yaratmıştır. Dolayısıyla, 6/2. madde hükümleri ihlal edilmiştir> (Gilles Dutertre AİHM Kararlarından Örnekler s. 178 vd).

Evrensel bir değer haline gelmiş olan suçsuzluk karinesi, ceza yargılaması işlemlerinin, hukuka aykırı sayılabilecek hilelere başvurmadan, kandırma, yanıltma ve zorlama gibi irade serbestisini engelleyen yollara sapılmaksızın kanun tarafından önceden öngörülmüş esaslar çerçevesinde ve yeterli savunma imkanları sağlanarak yapılması şeklinde tanımlanabilecek adil yargılanma hakkının bir unsurudur. Sanığa, kusuru ispat edilmeden önce suçlu gibi muamele görmesini önleyen, dokunulmaz, anayasal (AY m. 38/4, 15/4) bir hak olup, mahkemelerin tarafsızlığı garantisini verir ve kişi, suçlu olduğu mahkeme hükmüyle kesinleşmeden hiçbir şekilde suçlu olarak nitelendirilemez. Bu yönde, suçsuzluk karinesinin iki fonksiyonu ön plana çıkmaktadır: Karine, ilk olarak, ceza yargılamasının gidişine, işleyişine üstün bir usulü kural olarak yön vermekte, yukarıda ifade edildiği gibi bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılamanın garantisini oluşturmaktadır, ikinci ise, suçluluğun tayininin yargılama kuralları çerçevesinde yargılama makamlarına düştüğünü hükme bağlamaktadır. Ceza yargılamasında sanık, suçluluğu ispatlanıncaya kadar suçsuz sayılacaksa da, bu onun hakkında mahkumiyete kadar hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelmemektedir. Zira sanık, henüz suçlu değilse de, şüpheli olması nedeniyle masum da değildir. Bu nedenle, sanıklar hakkında bir takım yargılama önlemlerini almak, belli sınırlar içinde kalmak kaydıyla suçsuzluk karinesini ihlal etmez. Suçsuzluk karinesi, suç isnadının gerçekleştiği, yani kişinin geniş anlamda sanıklık statüsüne girdiği andan itibaren ceza yargılamasının tamamında, ceza davasının esasına girilmediği durumlarda ve ceza yargılamasına bağlı diğer yargılamalarda geçerlidir. Ayrıca, yargılama organları dışındaki tüm resmi makamları ve üçüncü kişileri de bağlayan temel bir ilkedir. Bu nedenle, gerek ceza yargılaması görevlileri gerekse bunun dışındaki resmi görevliler, suçsuzluk karinesini ihlal eden, sanığı suçlu olarak gösteren, sanığın suçlu gibi işlem görmesine neden olan İşlem ve eylemlerde bulunmamalıdırlar (Yrd. Doç. Dr. İlhan Üzülmez TBB Dergisi Sayı 58 s. 41 vd).

Sonuç: Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olayda; tutuklu olarak yargılandığı ve mahkum olduğu ceza davası kararının temyizi safhasında; vefat etmesi nedeniyle mahkumiyet kararı kesinleşmeyen ve bu durumda hakkında açılan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilen davacının murisi A.’ın, olması gerektiği sonucuna ulaşılan suçsuzluk halinin hukuki nitelik olarak, sosyal güvenlik ilkeleri ışığında, yukarıda belirtilen 5510 sayılı Kanunun 41/f maddesinde belirtilen hükmünde değerlendirilmesi ve bu yönde davaya konu tutuklu kaldığı sürelerin borçlanılmasının mümkün olduğunun; aksinin idari ve adli olarak suçsuzluk karinesinin ihlali anlamı geldiğinin belirgin bulunmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA…

5 SORULAR

  1. MÜGE OZAT dedi ki:

    Ssk Cezaevi Borçlanması Bu davaların konusunda, zarar görmem nedeniyle maddi ve manevi tazminat Nasıl isterim..

  2. EYÜP ÇAVUŞ dedi ki:

    Ssk Cezaevi Borçlanması Sayın avukat Mevcut davanın açma şartları nelerdir.?

  3. BUSE BORLU dedi ki:

    Ssk Cezaevi Borçlanması Sayın İlkay hukuk bürosu, bu davayı açmayı düşünüyorum..

  4. BUSE BORLU dedi ki:

    Ssk Cezaevi Borçlanması Bu davanın sonuçlanması ve süresini merak ediyorum..

  5. FATMA ŞAHİNGÖZ dedi ki:

    Ssk Cezaevi Borçlanması bu konu hakkında geri dönüş yaparsanız sevinirim iyi çalışmalar.

AVUKATA SORU SORUN

Bize Ulaşın




[recaptcha]

BİZE ULAŞIN

İletişim Bilgileri